Kayıt Ol
e Ticaret Türkiye Türkiye'nin Online Ticari Ekosistemi.
Antiranik Ovagim

Tecrübe ve işin ehli olmak daima bir ayrıcalık ve hızlı cevap ve netice getirmesi ise işin kaymağı. Alt komşumuz şikâyetçi çünkü tuvalet tavanı akıyor, bugün birini çağırdım Termal Kamera Akustik Cihazla dinleme ile kaçağın yerini bulmak için ₺150 istedi. Hacı bir başkasını getirdi, adamın yaptığı şu oldu bir pamuklu çubuğu bir tabandaki yarıklara soktu ve su kaçağının nerden oluştuğunu bir iki dakikada buldu. Bu bana çalıştığım bir firmadaki Rus arkadaşlar anlatmıştı. Amerikalılar Uzay boşluğunda akan ve içi boşalan ve etrafı batıran Tükenmez Kalem'in akmaması için bir kaç milyon $ araştırma için harcayıp çözüm bulamamışlar, aynı sorunla karşılaşan Ruslar çözümü ise uzaya Kurşun Kalem götürerek çözmüşler. ...
Antiranik Ovagim

Walt Rostow'un Ekonomik Kalkınma Teorisi ve bu Teoriye göre Türkiye'nin 1935 yılında ki konumu. Özellikle Ülke tablolarına bakın ve bugün ile karşılaştırın, Türkiye'nin niye kalkınmada 4 ve 5 inci safhalara 80 yıl içinde geçemediğini iyi incelemek lazım. Bir de bu GDP 2018 itibari ile niye hala $9700 olduğunu iyi incelemek lazım. Kalkınma, Rostow'a göre, beş safhada olur: 1. Başlangıç safhasında Geleneksel toplum bulunmaktadır. Rostow’da geleneksel toplumların temel özelliği, kişi başına elde edilebilen gelir düzeyinde bir tavanın mevcut olmasıdır. Bu tür toplumlar genellikle üretimin sınırlı olması yüzünden kaynaklarının çok büyük bir kısmını tarıma ayırmak zorunda kalırlar. Tarım, emek gücünün ağırlıklı istihdam alanıdır. Yatırımların çok düşük olduğu ve klasik toprağa bağımlı üretim yöntemlerinin kullanıldığı geleneksel toplumlarda siyasi iktidar da genellikle toprak sahiplerinin elindedir. 2. İkinci safhada hazırlık aşamasındaki toplum gelir. Rostowcu modele göre, geleneksel toplumdan kurtuluş ve hazırlık aşamasına geçiş; en azından toplumun bir kısmında fikirlerin ve tutumların ekonomik kalkınma yönünde değişmesi ve dışarıdan gelen şoklarla gerçekleşmektedir. Hazırlık aşamasındaki toplumlarda öncelikle, sosyal sabit sermaye yatırımlarının gerçekleştirilmesiyle uğraşılır. Toprak reformu ve diğer araçlarla tarımda elde edilen gelirin bir kısmının sanayiye transferi veya girişimci toprak sahiplerinin gelirlerinin bir kısmını kendilerinin ticaret ve sanayiye yatırmaları bu dönemin ekonomik yapısındaki belirgin özelliktir. 3. Üçüncü safhada kalkışa geçen toplum gelir. Bir önceki hazırlık aşamasıyla arasında net bir ayırım yapılmasa da kalkışa geçme aşaması modelin en önemli kısmıdır ve sanayileşmenin ilk dönemi esas alınır. Rostow bazı ülkeler için tahmini kalkış tarihleri belirlemiştir (Tablo 1). Tablo SEQ Tablo \* ALPHABETIC A. Tahmini kalkış tarihleri (Rostow, 1966;52) ÜLKELER KALKIŞ İngiltere 1783 – 1802 Rusya 1890 – 1914 Fransa 1830 – 1860 Kanada 1896 – 1914 Belçika 1833 – 1860 Arjantin 1935 - ABD 1843 – 1860 Türkiye 1937 - Almanya 1850 – 1873 Hindistan 1952 - İsveç 1868 – 1890 Çin 1952 - Japonya 1878 – 1900 Bu aşamada toplum gelişmeyi başlatan uyarıcılara olumlu ve düzenli tepki verir. Ancak yine de kalkışın gerçekleşmesi için öncelikle üç koşulun meydana gelmesi gerekir: · Üretken yatırımların milli gelir içindeki payının %5 veya daha azından; %10 veya daha fazlasına çıkması ve böylece nüfus artış hızını aşan gelir artışının sağlanması, · Yüksek hızla gelişen bir veya birkaç imalat sektörünün kurulması, · Modern sektörde gelişmeyi tahrik eden ve kalkış aşamasının dış ticarette yapacağı tasarrufları iyi kullanabilecek, başlatılan gelişmeye süreklilik verebilecek siyasi, sosyal ve yönetsel bir ortamın bulunması (Rostow, 1966:65). Kalkış döneminde kendi kendini besleyen ve sürekli gelişmeyi önleyen engeller ve direnmeler tamamen yıkılır. Tarımsal üretim yöntemlerinde köklü değişimler gözlenirken, sanayide “öncü sektör” söz konusudur. Öncü sektör, ekonomide birinci derecede gelişen ve gelişimlerinin daha başlangıç aşamasında çok hızlı gelişerek, ekonomik yapı üzerinde doğrudan veya dolaylı büyük etkileri olan sektördür. Rostow’a göre bir sektörün veya ekonomik faaliyetin ekonomik gelişmeye önderlik edebilmesinin belirli koşulları vardır: (a) Öncü sektörün üretiminde sürekli artış için yüksek talep, (b) Bu sektöre yeni üretim fonksiyonları girmeli ve bunların kapasiteleri genişlemeli, (c) Toplum tarafından öncü sektöre gerekli sermaye sağlanmalı ve girişimciler elde ettikleri gelirin büyük bir kısmını yeniden sektöre yönelik yatırımlara harcamalı, Öncü sektör, diğer sektörlerdeki teknolojik yeniliği kışkırtmalıdır (1966:66). Rostowcu modelde kalkınma süreci devam ederken etkinliğini kaybeden öncü sektörün yerini yeni öncü sektörler alabilmekte; süreç hızını kaybetmemektedir. Rostow 1955 yılında yayımladığı çalışmasında Türkiye’nin kalkışa geçmesini şöyle açıklar:”Aşağı yukarı 1935’de, endüstrileşme tedbirlerinin konulmasının ortaya çıkardığı temel üstünde Türk ekonomisi son beş sene içinde dikkate değer bir hareket göstermiştir. Tarımsal gelirin ve tarımda prodüktivitenin artışı bu hareketin temelini teşkil etmiştir. Farklı iki milli siyaset altında meydana gelmiş olan bu hamlelerin kendini besleyen gelişmeye doğru bir ön yapı teşkil edip etmeyeceği, Türkiye’nin bünyevi meselelerine göre çare bulup bulamayacağı şimdiden kestirilemez” (1966:52). 4. Modelin dördüncü safhası, kendi ekonomik büyümesini kendi sağlayan “Olgunluk” aşamasındaki toplumdur. Bu dönemde ekonomik faaliyetler düzenli bir şekilde gelişmeye, modern teknoloji her alana yayılmaya başlamıştır. Milli gelirin % 10 - % 20 kadarı devamlı bir şekilde üretken yatırımlara aktarılmakta ve gelir artışı nüfus artışından daha fazla olmaktadır. Rostow, “Teknolojik bakımdan daha karmaşık üretim süreçlerine doğru ilerlenirken ekonomiye yeni öncü sektörler hakim olur.” demektedir (1966:71). Ekonomi uluslararası piyasalarda yerini bulur ve öncü sektörü karşılaştırmalı üstünlüğünü hissettirir. Olgunluk aşaması sonunda nüfusun çoğunluğu sanayi ve hizmetler sektörlerinde istihdam edilmekte; toplumsal yapıda gelişme gözlenmekte ve dünya genelinde rol üstlenilmeye başlanmaktadır. 5. Rostow, yoğun kitlesel tüketim aşamasındaki toplumla beşinci aşamaya geçer ve modelini tamamlar. Yoğun kitlesel tüketim aşamasındaki toplumun yeni öncü sektörleri, dayanıklı tüketim malları ve hizmet sektörleridir. Kaynaklar gittikçe tüketim mallarına ve kitlesel düzeyde çeşitli hizmetlerin yayılmasına yönelmektedir. Bu dönemde her ülke şu hedefleri arasında dengeyi kurmayı amaçlamaktadır: · Sosyal güvenliği arttırma, gelir dağılımını yeniden düzenleme, çalışma saatlerini azaltma gibi refah devleti koşulları, · Dayanıklı tüketim malları üretme ve hizmet sektörüne önem verme, · Dünya çapında nüfuzunu arttırma ve yeni roller oynama...
Antiranik Ovagim

Marmaristen sonra Turgut köyünün yeşillik denizinin bitmesi ile birlikte Selimiyenin kristal lacivert güzelliği ile karşılaşır, şaşırır ve hayran kalırsınız. Dağlar birden koyu orman dokusunu yitirip tipik akdeniz-ege makiliklerine dönüşür. Bunlara Badem ve Zeytin ağaçları eklenir. Ardından Selimiye köyü, tablo gibi yamaçlardan kıyıya doğru serpilmiş evleri ile sizi selamlamaya başlar. Arazi yapısının dik yamaçlardan oluşması, diğer köylere göre suyunun daha kısıtlı oluşu insanları denize dönük yaşamaya zorlamıştır. Selimiyede genelde Türkmen Yörük kültürü hakim olsada Girit kökenli Türklerin yerleştiği bir köydür. Selimiye koyu Marmaris-Bodrum arasında kalan en önemli Mavi Yolculuk duraklarından birisi. Kıyı bölümü yeşillikler içerisinde , deniz suyu çok temiz ve durgun, ancak kıyıda kumsal alan yok. En yakın kumsal plaj köy merkezinden 2 km uzaklıktaki Sığliman. Selimiye koyu hem doğal liman hemde doğal havuz biçiminde. Volkanik yapıya sahip bölgede deniz derinliği sahilden 15 m açılınca 30-40 metreye ulaşıyor. Köyü çevreleyen Badem ağaçları Ocak sonu ve Şubat ayı başlarında bembeyaz çiçeğe bürünüyor ve kar yağmış gibi bir görüntü ortaya çıkarıyor. Havasındaki oksijenin bolluğu nedeniyle köyde 100 yaşını aşan çok sayıda kişi yaşıyor. Köyün çevresinde 3 kale kalıntısı bulunuyor. Biri Selimiyenin en yüksek tepesinde, diğeri Sarıkaya tepesinde, üçüncüsü ise Kızılköy mahallesinde. Kıyıdan 100 m açıkta teknelere yol göstermek için inşa edilmiş gözetleme burcu deniz feneri, manastır ve tiyatro görülmeye değer kalıntılar. Bölgedeki batıklardan çıkartılan kalıntılar ise Bodrum sualtı müzesinde sergileniyor. Selimiye köyü, bugün Turgut köyü sınırları içinde kalan MÖ 600 yıllarında kurulmuş Hydas yerleşimine yakın bir noktada olduğundan, önce Hidas, daha sonra Bizans döneminde ise Losta olarak anılmış. 1391 yılında Osmanlı topraklarına katılmış. Cumhuriyetin ilanından sonra ulaşım kolaylaşmış ve köy bugünki yerleşim yerine kaymış. Bugünki nüfusu 1.400 kişi civarında. Ana geçim kaynağı Turizm, hayvancılık, balıkçılık ve arıcılıktır. Yörede hakim bitki türleri maki, meşe, zeytin, çınar, palamut, badem, defne, adaçayı, kekik ve hayıttır. Kaynak: Marmaris Turizm Birliği...
Antiranik Ovagim

Bugün İhsan, çoğu kişinin hayali olan deniz kıyısında oturmak ve güneşin ve denizin ve sakin hayatın ve tabii ki hayal edenin hayalinde kendisini mutlu edecek diğer şeyleri düşlediklerini, ama nedense büyük şehirleri (İstanbul) u terk edemediklerinden bahsederek, benim bunu yaptığımı söyledi ve diğerlerinin hayalinde olan şeyi gerçekte bunu benim yaşadığımı söyledi. Ne kadar haklı! yine de nankörlük ben de herhalde. Tabii burada önemli olan bir şeyi eklemeyi es geçmedik, o da huzur, yani kafamızın huzurlu olup olmadığı konusu. Evet bazi şeylere sahibim deniz, güneş gibi. Hoş bunlar her yer de var ama İstanbulda değerlendirme şansımız çok az oldu. Tatili iple çekip kendimizi Akdeniz ve Ege sahillerine atmak için can atardık. Aslen bu düşler gerçekleşmişken, benim düşlerimin eksikliğinde Huzur konusunun yanında daha da aktif bir hayat sürme hayali de var. Hala bedenen (kapasitesi ne kadar üst seviyede değil ise de) hala bazı şeyleri yapma arzusu, hayallimdeki projeleri hayata geçirme arzusu ve bunların hayata geçmesinin getireceği başarmışlık hissi ben de eksik. Yine de bedenin ve önüme çıkan diğer engelleri aşma konusunda ise çalışmalarım ve çözümlerim var. Yine de çözümler, harici engeller tarafından kabul görmeyip önümü açmıyor. Herhalde her çözülmeyeni şimdilik rafa kaldırıp çözüllenler ile yola devam etmek gerekiyor ve bu konumda olmak için ise belli maddi konuların aşılması biraz zamana yayılmak konumunda. Sonunda yapacağım....
Antiranik Ovagim

Scientist concludes death is only an illusion, it is not real As controversial as it may sound to many, a scientist has revealed how death is not real, it is an illusion generated by our consciousness. Furthermore, life does not end when the body dies, and it can last forever. Wake Forest University School of Medicine scientist Robert Lanza says in his book “Biocentrism,” that death is an illusion generated by our consciousness. Dr. Lanza was a member of the team of scientists that cloned the world’s first early stage human embryos. In September of 2011, Lanza’s company received approval from the UK’s Medicines and Healthcare Products Regulatory Agency to start the first human embryonic stem cell trial in Europe. Dr. Lanza is the co-author of the book Biocentrism: How Life and Consciousness are the Keys to Understanding the True Nature of the Universe, which you can buy here. The professor took public notoriety after the publication of his book, which, based on notions of quantum physics, explains his particular hypothesis that holds that biology and life are the origin of reality and the Universe, not the other way around. Thus, time would be only an entity created by the life that observes it. According to this theory, there are many realities supported by different levels of consciousness. In this way, the end of life would be only a notion instilled in our minds, since if there is neither time nor space, there can be no death. Lanza writes on his website how Death does not exist in a timeless, spaceless world. In the end, even Einstein admitted, “Now Besso” (an old friend) “has departed from this strange world a little ahead of me. That means nothing. People like us…know that the distinction between past, present, and future is only a stubbornly persistent illusion.” According to new evidence, Einstein was right – death is an illusion. Furthermore, the researcher, author, and entrepreneur argues that immortality doesn’t mean a perpetual existence in time, but resides outside of time altogether. Lanza states how the concept of death as we know it does not exist in any real sense since there are no real limits according to which it can be defined. Essentially, the idea of dying is something we have always been taught to accept, but in reality, it exists only in our minds. The idea of biocentrism is similar to the idea of parallel universes, the hypothesis formulated by many theoretical physicists according to which there are an infinite number of universes in which diverse variations of people and situations exist and occur simultaneously. Thus, if someone believes in death throughout their lives, they will create their reality based on this belief, and, on the contrary, if someone believes that he is made of immortal essence and that we are only in this life of passage, we will live in a way totally different than what we are used to, creating our reality based on that belief, otherwise totally incompatible with the previous one. According to biocentrism, time does not exist independently of the life that observes it. The reality of time has been questioned by a strange alliance of philosophers and physicists. The former argue that the past exists only as an idea in the mind, which in turn are neuroelectric events that occur strictly in the present moment. Then death and the idea of immortality exist in a world without spatial or linear boundaries. Thus, it can be concluded that death can not be a terminal or final event, as we usually consider it. By Ancient Code...