Kayıt Ol
e Ticaret Türkiye Türkiye'nin Online Ticari Ekosistemi.

Recreation

E Ticaret Türkiye

Doğanbey Köyü, Milet-Priene-Didyma'nın, yani bölgede yaşamış eski uygarlıkların yerleşim alanlarının tam kalbinde, eşsiz Büyük Menderes Deltası'nda, Samsun (Mikale) Dağının eteklerinde kurulmuştur. Ege Denizi'ne bulunduğu yamaçtan bakan köy, Dilek Yarımadası Milli Parkı'nın sit alanı içinde yer almaktadır. Yerleşik Yunan nüfusunun, Yunanistan'daki Türk nüfusla mübadelesinin yapıldığı 1924 yılına kadar adı Domatia olan bu köy, 1980'lerde yöreye gelen göçmen köylülerle nüfusunu arttırarak, balıkçılık ve pamuk tarımıyla uğraşmak üzere kıyıdaki Yeni Doğanbey Köyü'ne taşınmıştır. Ormanın kıyısında konumlanan ve bazıları 100 yıllık olan taş evler ise doğal ve kültürel çevreyle uyum içindedir. Doğanbey Köyü, Kuşadası'na 40 kilometre, Bodrum'a 155 kilometre, Söke'ye 25 kilometre, Didim'e 35 kilometre, İzmir'e 125 kilometre, İstanbul'a ise Bandırma feribotuyla 420 kilometre (Yalova feribotuyla 530 kilometre) mesafededir. ...
Artemis Apart

Ekleyen
Eski adı “Papazlık” olan belde, Kazdağı / İda’nın yamacına kuş misali konmuş, ancak; son yıllarda gelen aşırı yapılaşma ile boğazı sıkılmış tarihi bir yurt köşemizdir. Edremit-Çanakkale karayolu üzerinde, Edremit”e 25 km mesafededir. Köklü bir tarihe ev sahipliği yapmakta olan Altınoluk mitolojide, Truva-Dikili arasındaki “Işıklar Sahili” denilmekte olan Ege Sahili kıyısında yemyeşil kutsal zeytin ağaçlarının Masmavi Ege’ye sevdalanmışçasına aktığı bir güzellikler beldesidir. Altınoluk aslında bir “Atölye / Laboratuar” alanıdır. Burayı ziyaret eden gezginler “ Türk “ diğer yarısı “Rum” mahallesinde bulunan ve mimarisi yüksek eski evleri / konakları hayranlıkla izler. Tarihsel birikimi yüksek olan bu beldenin geçmişi 450 yılı aştığı söylenmektedir. Köyün ilk sakinleri Osmanlı Devleti’nin vergi muafiyeti sağlayarak, Derbentçi kaydettiği Söğütlü Yörükleri olmakla birlikte Yunanistan’ın Midilli adasından 1820 ‘li yıllarda çalıştırılmak üzere getirilen Rumların zamanla burada çoğalıp iskan tutmaları ile birlikte bir Rum nüfusu da oluşmuştur. İsviçre Alp’le-rinden sonra dünyanın en yoğun oksijenini insanlığa sunan, 365 gün yeşil bir doğaya sahiptir. Bu nedenle; Altınoluk nefes darlığı, astım, solum yolu hastalıkları olanlar içinde doğal bir tedavi ortamı yaratmaktadır. Uluslar Arası Çevre Eğitim Vakfı’nın dene-timinden geçerek mavi bayrak ödülü alan plajlara sahip olan Altınoluk; sağlık, doğa, deniz ve kültür turizmi için tüm unsurları bünyesinde bulundurması ile ayrıcalıklı bir tatil beldesidir. Çeşitli bütçeye hitap, sahil boyunca ve köyün içerisinde bulunan butik otel, hotel, motel, pansiyonlar vardır. Köyün hemen güney eteğinde ve sit alanına dahil edilen Altınoluk Antandros Amfi Tiyatrosu 1994 yılın yapımına başlanıp 1997 yılında bitirilen çok önemli bir kültür ve sanat mekanıdır. Bu mekanda her yaz düzenlenen konserler ve çeşitli sanatsal etkinlikler yöre halkı, yabancı ve yerli turistler tarafından ilgi ile takip edilmektedir. Abdullah Efendi Konağı Abdullah Efendi Konağı tarihin canlı tanığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Papazın Evi olarak bilinen yaklaşık 140 yaşındaki bu ev birinci dünya savaşı sonunda Midilli’ye göç eden ailenin anlaşma ile evi Abdullah Efendi’ye devretmesi ile günümüze ulaşmıştır. Konak yıkılmaya yüz tutmuşken kültür bakanlığına devredilmiş, restorasyon çalışmasından sonra “Antandros Derneği” ne tahsis edilmiştir. Antandros Antik Yerleşimi Yerli halk Lelegler ve Pellazglar’ın yurdu olarak bilinen bu eski çağ kenti Kazdağı / İda ‘dan gelen “Gemi Kerestesi” ve ağaçtan elde edilen “Katran” ın ihraç edildiği ünlü bir liman olan Antandros Antik Yerleşimi, 2001 yılında başlayan kazılarda kentin küçük bir bölümü ortaya çıkarılarak keşfedilmiştir. Yaklaşık 2800 yıllık geçmişe dayalı bir arkeolojik zenginliğe sahiptir. Ne yazık ki alanın büyük bir kısmının üzerine yapılan konutlar, Ören yerine epeyce zarar vermiş. Mozaikler ve duvar resimleri ile süslenmiş Roma Evi etkileyici bir özelliktedir. M.Ö 7 yy.’dan M.S 2 yy.’a kadar kesintisiz kullanılan Nekropol’ün (Mezarlık) bir bölümü de ziyarete açıktır. Antandros Antik Yerleşimi geçmişten geleceğe kent ve yaşam kültürümüze ışık tutan en önemli kaynaktır. Kazdağları eteklerinde bulunan Antandros sakinleri, bulundukları şehri terk ederek Şahindere Kanyonun da bulunan Şahin Kale’ye taşınırlar. Bu gün tepenin eteğinde ve üzerinde kale kalıntıları, yerleşim yerlerinin temelleri görülmektedir. Doğa’nın Muhteşem Kliması Şahinderesi Kanyonu Altınoluk’u oksijen çadırına dönüştüren eteklerin başında Şahinderesi Kanyonu geliyor. Bölgede hava değişimi sağlayan kanyon, dağdan çektiği çam kokulu havayı ovaya dağıtırken, denizden aldığı iyot kokulu havayı dağa çıkartarak bir çeşit baca görevi görüyor. Karşılıklı hava sirkülasyonunu sağlayan 27 km uzunluğundaki kanyonunun yüksekliği 600 m. Açık U şekli aralığı 700 m civarında. Çevresinin bir kısmı endemik şifalı bitki ve otlarla bezeli olan kanyondan 25 km’lik bozuk toprak yol daha ziyade jeep türü araçlara geçit veriyor. Bu kanyonun kendi başınıza gezilmesi hem yasak hem de tehlikeli. Bu konuda seyahat acenteleri hizmet veriyor. Yol üzerinde çok soğuk kireçsiz, vücut üzerinde çabucak kuruyan suya sahip gölcükler bulunuyor. Dereçatı Suyu; çiçek ve kekik kokularını beraberinde getirip yosunlu kayaların kalbinde atıyor. Biraz ilerdeki pınar ise naneler içerisinden aktığı için “Naneli Pınar” ismi ile anılıyor. Gücük Burun, Ağlayan Çam, Kestane Deresi, Yörük Pınarı, Selvili Mezarlık, Ayı Kapıları, Damla kanyonun süprizlerinden. Kanyonu gezdikten sonra kabaran iştahla Altınoluk’a dönülebilir. Köyün içerisinde eski yaşam izlerinin tanığı koyu çınar gölgelerindeki kahvenin tadı unutulmazdır. Bu civarda satılan ev yapımı gözleme ve ayranın tadına doyum olmaz. Büyük çarşısı, cafe-bar ve çay bahçeleri akşam yemek sonrasını şenlendirirken yaz gecelerini muhteşem kılar. “Türk Rivierası” sayılan bu cennet belde dünya mirası sayılan en güzel değerlerimizdendir. Altınoluk’a Nasıl Gidilir? Kuzey Ege Bölgesi’nde, Edremit Körfezi içinde yer alan Altınoluk, Küçükkuyu ve Akçay arasında bulunuyor. Edremit’e yaklaşık 25 km uzaklıkta olan Altınoluk’a taksi ve dolmuşlarla ulaşmak mümkün. İstanbul’dan gelecek olanlar için Çanakkale, Bandırma ve Bursa güzergahı olmak üzere üç farklı seçenek bulunuyor. İstanbul – Altınoluk arası 498 km olmakla beraber araçla ulaşmak 7 saat 35 dakika sürüyor. Süreyi azaltmak adına Çanakkale, Bandırma ve Bursa feribotları kullanılabilir. Lapseki ya da Eceabat’tan kalkan feribotlarla Çanakkale’ye vardıktan sonra Ezine Yolu’ndan, Küçükkuyu’ya, buradan Edremit’e ve ardından Altınoluk’a ulaşabilirsiniz. Yenikapı’dan ve Bostancı’dan kalkan hızlı feribotlarla 2 saatte Bandırma’ya varabilir, Susurluk Yolu üzerinden Balıkesir Merkez, Edremit, Akçay ve Altınoluk güzergahını izleyebilirsiniz. İstanbul – Mudanya feribotuyla Bursa’ya varabilir, buradan yine Balıkesir, Edremit, Akçay yönünde ilerleyerek Altınoluk’a ulaşabilirsiniz. Altınoluk Sahil ve Tekneler Ankara’dan, Bursa Karayolu izlenerek Balıkesir’e, buradan Altınoluk’a varılabilir. Ankara – Altınoluk toplam mesafe 659 km ve 8 saat 30 dakika. İzmir’den ise Aliağa, Dikili, Ayvalık, Edremit yolu takip edilerek Altınoluk’a ulaşmak mümkün. İzmir – Altınoluk arası toplam uzaklık 220 km, 3 saat 20 dakika. Ankara ve İzmir’den demir yolu ile Altınoluk’a ulaşmak mümkün. Ankara – İzmir – Balıkesir tren seferleri kullanılarak her iki şehirden de Balıkesir’in merkezine varmak, buradaki otogardan Altınoluk’a ulaşmak mümkün. Havayolu olarak ise birçok büyük şehirden farklı hava yolu şirketlerinin düzenlediği uçak seferleriyle Edremit Havaalanı’na varılabilir, buradan özel araç, taksi veya dolmuşlarla Altınoluk’a ulaşılabilir. Altınoluk’ta Nereler Gezilir? Altınoluk, Edremit’in deniziyle ünlü bir tatil kasabası ve aynı zamanda 450 yıllık bir tarihe, Kaz Dağları’nın bol oksijenli doğasına ev sahipliği yapıyor. – Tahtakuşlar Etnografya Müzesi – Sarıkız Tepesi – Şahinderesi Kanyonu – Kızılkeçili Çayı üzerinde bulunan Sutüven ve Hasanboğuldu Şelaleleri. – Şifalı Güre Kaplıcaları – Antik Antandros Kenti – Zeytinli kasabası – Altınkum plajı Altınoluk’ta Neler Yapılır? – Altınoluk plajlarında serinlemek ve güneşlenmek. . – Kaz Dağları’nda uzun doğa yürüyüşleri ve trekking, hiking gibi doğa sporları yapmak. – Akçay’da gün batımını izlemek, bölgenin ünlü zeytininden ve zeytinyağından satın almak. – Altınoluk’ta bulunan acentelerin düzenlediği körfez mavi turlara katılmak. – Şifalı Güre kaplıcalarında rahatlamak. Altınoluk’ta Nerelerde Denize Girilir? Mavi bayraklı plaj özelliklerini taşıyan Altınoluk’ta, Mıhlı Burnu, deniz feneri bulunan Fener Burnu, Antandros plajı ve Özdemir Sitesi Önü Plajı gibi pek çok seçenek mevcut. Serin bir denize sahip olan Altınoluk’un, halka açık, ücretsiz plajları dışında çevresinde özel plajlar da bulunuyor. Kirlenmeden günümüze kadar gelebilmiş berrak bir denizi olan Altınoluk, sahip olduğu arıtmalı kanalizasyon sistemiyle denizinin kirlenmesini de önlüyor. Altınoluk’ta Ne Yenir Ne İçilir? Altınoluk’un merkezinde, bölgenin başlıca geçim kaynaklarından biri olan zeytinyağından yapılma yemekler tadabilmek mümkün. Bunun dışında farklı alternatifler arayanlar için Altınoluk’un, Kazdağları’na -yaklaşık 4, 5 km tepeye doğru- uzanan kısımlarındaki deniz manzaralı restoranlar tercih edilebilir. Çam ve çınar ağaçları arasında, bol oksijenli Kazdağları doğasında yer alan restoranlarda başta kavurma, ızgara, güveç, buğulama, sote gibi et yemeği çeşitleri olmak üzere pek çok yemek çeşidi yenebilir. Altınoluk’a Ne Zaman Gidilir? Serinlemek ve güneşlenmek için Altınoluk’un en kalabalık olduğu yaz sezonunu tercih edebilir veya indirimli fiyatlardan yararlanıp, daha sakin bir zaman diliminde denizin, kumun ve güneşin keyfini çıkarmak için Haziran’la, Eylül aylarını tercih edebilirsiniz. Yaz sezonu dışında oldukça sessiz ve durgun olan Altınoluk, Kazdağları eteklerindeki deniz manzaralı restoranları, tarihi yapıları, çevresindeki kaplıcaları, köyleri ve müzesi için ziyaret edilebilir....
Antiranik Ovagim

EFES ANTİK KENTİ İlk çağın en ünlü kentlerinden biri olan Efes, Küçük Menderes nehrinin deltası üzerinde kurulmuştur. O dönemdeki korunaklı limanı, İran’daki Susa’dan başlayan Kral Yolu’nun denize ulaştığı nokta olması kentin önemini arttırmıştır. Bir kent devletçiği iken Roma İmparatoru Augustus Dönemi’nde Asya Eyaleti’nin başkenti olmuş ve nüfusu M.Ö. 1.-2. y.y.’larda o dönem için çok fazla olan 200.000 kişiyi aşmıştır. M.Ö. 6. y.y.’da bilim, sanat ve kültürde Milet ile birlikte en ön sırada yer almıştır. Ünlü bilge Heracleitos, rüya tabircisi Artemidorus, şair Callinos ve Hipponax, gramer bilgini Zenodotus, hekim Soranos ve Rufus Efesli’dirler. Kentteki en eski buluntular M.Ö. 6. bin yıla tarihlenen Çukuriçi Höyük’teki Neolitik Çağ kalıntılarıdır. Ayasuluk Tepesi’nde ise Eski Tunç Çağ’a tarihlenen bir Hitit Dönemi yerleşimi vardır. Burasının adı Hitit yazılı kaynaklarında Apasas olarak geçmektedir. Dilbilimcilere göre Efes kelimesi Apasas’dan türemiştir. Herodot’a göre M.Ö. 1. bin yıllarında kentte Anadolu’nun en eski halkı olmakla övünen Karyalılar ve Lelegler yaşarken, batıdan göçmenler gelir ve burada bir koloni kurarlar. Ana Tanrıça olarak büyük tapkı gören Kybele, kolonistlerin gelişiyle Efes Artemisi adını alır. Artemis adına yapılan tapınak daha o dönemde dünyanın yedi harikasından birisi sayılmıştır. Kent 7. y.y.’da Kimmerler’in, M.Ö. 560 yılında da Lydialılar’ın ve bundan az sonra Persler’in saldırılarına uğrar. Büyük İskender ile birlikte özgürlüğüne yeniden kavuşur. İskender’den sonra Lysimakhos’un egemenliğine girdiğinde, bu imparator bugün kalıntılarını gördüğümüz kenti Miletli Hippodamos’un bulduğu “Izgara Plan”a göre yeniden kurar. Bu plana göre kentteki bütün cadde ve sokaklar birbirini dik olarak keser. Kent deniz ve kara ticareti ile Roma Dönemi’nde Asya’nın en büyük ve zengin metropolü olur. Her taraf mermerden yapılmış anıtsal yapılarla donanır. Tümüyle mermerden yapılmış ilk kenttir. M.Ö. 4.y.y.’da limanın dolması nedeniyle ticaret geriler. İmparator Hadrian limanı birkaç kez temizletir. Liman kuzeyden gelen Marnas Çayı ve Küçük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla dolar. Efes denizden uzaklaşır. 7. y.y.’da Araplar bu kıyılara saldırır. Efes, savunması daha kolay olması sebebiyle Ayasuluk Tepesi’ne taşınır. 13. y.y.’da Türkler buraya geldiklerinde Efes’te küçük bir köy bulurlar. Burasını yeniden imar ederek kentin her tarafını bu kez cami, han, hamam gibi Türklere özgü yapılarla donatırlar. Günümüzde kentin iki girişi vardır. Kolay bir gezi için Meryemana Evi yolu üzerindeki “Magnesia Kapısı”ndan (Üst Kapı) kente girilmelidir. “Doğu Gymnasiumu” Panayır Dağı eteğindeki Magnesia Kapısı’nın hemen yanı başındadır. Üst kapıdan girildiğinde ilk anıtsal yapı “Odeion” ve hemen bitişiğindeki “Varius Hamamları”dır. Efes’in iki meclisli bir yönetimi vardır. Bunlardan ilki olan Danışma Meclisi toplantılarını burada yapardı. Bu nedenle yapı “Bouleterion” olarak da adlandırılır. Odeion’un önünde ticaret işlerinin görüldüğü bir yer (Borsa) olarak inşa edilen, “Bazilika” vardır. Bunun yanındaki kalın sütunları bulunan yapı “Prytaneion (Belediye Sarayı)”dur. Prytan kentin belediye başkanı gibi görev yapardı. En büyük görevi yapının içindeki hiç durmadan yüzlerce yıl yanmakta olan ocağın sönmemesini sağlamaktı. Kent Tanrıçası Hestia adına bunu üstlenmişti. Efes Müzesi’nde sergilenen Artemis heykelleri Prytaneion kazısında bulunmuştur. Odeion’un önündeki meydan kentin “Devlet Agorası (Yukarı Agora)”dır. Tam ortasında Mısır tanrıları Tapınağı (İsis) bulunuyordu. M.S. 80 yılında Laecanus Bassus tarafında yaptırılan Anıtsal Çeşme, Devlet Agorası’nın güneybatı köşesinde yer alır. Buradan “Domitian Meydanı”na ve bu meydan etrafında kümelenmiş olan “Pollio Çeşmesi”, “Domitian Tapınağı”, “Memmius Anıtı” ve “Herakles Kapısı” gibi yapılara ulaşılır. Ünlü “Kuretler Caddesi”, Yukarı Agora’dan batıya doğru uzanmaktadır. Caddeden batıya doğru ilerlendiğinde, ilgi çeken yapılar sırasıyla “Trajan Çeşmesi”, zarif ön cephesiyle “Hadrian Tapınağı” ve “Skolasticia Hamamları”dır. Hadrian Tapınağı’nın hemen yanında “Aşk Evi” ve “Latrina (Tuvaletler)” vardır. Caddenin sol tarafındaki yamaçlarda ise “Yamaç Evleri” bulunmaktadır. Peristilli ev tipinin en güzelleri olan bu evler günümüzdeki modern evlerin konforunda idi. Hepsinde duvarlar fresklerle, taban ise mozaiklerle kaplıdır. Gene hepsinde kalorifer sistemi ve hamam bulunmaktadır. Efes yamaç evleri arkeoloji literatüründe belli başlı ayrı bir konu olup mutlaka gezilmesi gerekir. Caddenin sonunda ise Roma dönemi yapılarının en güzellerinden birisi olan “Celsus Kütüphanesi” bulunmaktadır. M.S. 106 yılında Efes valisi olan Celsus ölünce, oğlu kütüphaneyi babasının adına mezar anıtı olarak yaptırmıştır. Celsus’un lahdi kütüphanenin batı duvarı altındadır. Efes’in en ilginç yapılarından biri olan “Serapis Tapınağı”, Celsus Kütüphanesi’nin hemen arkasındadır. Celsus Kütüphanesi’nin yanındaki “Mazeus Mithridates Kapısı”ndan “Ticaret Agorası (Aşağı Agora)”na geçilir. Aşağı Agora “Mermer Cadde”nin başlangıç noktasıdır. Caddenin sonunda dünyanın en büyük tiyatrosu olan, 24.000 kişi kapasiteli “Büyük Tiyatro”, St. Paul’ün vaazlarına mekan olmuştur. Tiyatro yaz ve sonbahar ayları boyunca her türlü kültür ve müzik etkinliklerine açıktır. Büyük Tiyatro’nun hemen köşesinde, Efes’in en küçük yapısı olan “Hellenistik Çeşme” yer alır. Bir hamamı da olan karşıdaki “Tiyatro Gymnasiumu” M.S. 2. y.y.’da inşa edilmiştir. Büyük Tiyatro’dan, bugün tamamen dolmuş olan “Antik Liman”a uzanan, iki yanı sütunlu ve mermer döşeli “Liman Caddesi (Arcadiane Caddesi)”, Efes’in en uzun caddesidir. Her birinde havarilerden birinin heykeli olan dört sütunlu “Dört Havari Anıtı” caddenin hemen hemen ortasındadır. Bu caddenin bitiminde, Antik Liman’a yakın yapılmış olan “Liman Gymnasiumu ve Hamamları” yer almaktadır. Bu yapı kompleksinin kuzeyinde ise 431 Konsül Toplantısı’nın yapıldığı yer olan “Meryem Kilisesi (Konsül Kilisesi)” bulunmaktadır. “Vedius Gymnasiumu” kentin kuzey ucunda, Bizans Dönemi surlarının hemen yanında yer almaktadır. Bunun hemen yanında, İmparator Neron zamanında inşa edilmiş, at nalı biçimli “Stadium” vardır. MERYEM ANA EVİ St. John İncili’ne göre, İsa ölmeden önce, “Kadın, işte oğlun” diyerek St. John’ı ve St. John’a da “İşte anan” diyerek Meryemana’yı göstermiştir. İsa’nın ölümünden 4 ya da 6 yıl sonra St. John’ın Meryemana’yı beraberinde Efes’e getirdiği, kısa bir süre Konsül Kilisesi’nin (Meryem Kilisesi) bugün bir bölümünün altında kalan bir yapıda konakladıkları, 431 yılı notlarında belirtilmektedir. Daha sonra St. John, Meryemana’yı önceden hazırlattığı Bülbül Dağı’ndaki eve götürmüştür. Meryemana’nın hayatının son günlerini geçirdiği evin yeri zaman içinde unutulmuş ve bir harabe haline gelmiştir. Buna karşın Orta Çağ’dan az sonra evin bulunduğu yer sık sık gündeme gelmiş fakat tartışmalarda bir sonuca varılamamıştır. 1878 yılında Clementi Brentado tarafından “Meryemana’nın Hayatı” adı altında Fransızca olarak yayınlanan, Alman Katherina Emmerich’in açıklamaları evin yeri konusunda yeni bir canlılık getirir. 1891 yılında İzmir Koleji müdürü olan Lazarist rahip Eugene Poulin, bu dindar rahibin anlattıklarının ne derece doğru olduğunu anlamak amacıyla rahip Yung başkanlığında bir grubu araştırmakla görevlendirdi. Grup Efes’in güneyindeki dağlarda uzun süre dolaşarak araştırma yaptı. Sonunda Meryemana Evi olarak bilinen Panaya Kapulu’daki evi buldular. Hayatı boyunca hiç bir zaman bulunduğu kentten ayrılmamış olan Katherina Emmerich’in (1774-1824) açıklamalarıyla anlattığı yer Panaya Kapulu’na aynen uyuyordu. Eugene Poulin, bu olaydan sonra, yeri hızla tanıtmak amacını güderek bir dizi eser yayınladı. Olay bütün dünyanın dikkatini çekmiştir. Gelen din araştırmacılarının çoğu bu görüşü benimsediler. İzmir Başpiskoposu Monsenyör Timoni, konuyu araştırdıktan sonra 1892 yılında, burada din törenlerinin yapılmasına izin verdi. Papa 23. Jean 1961 yılında Meryemana Evi üzerine az çok yapılmakta olan tartışmaları durdurdu ve burasını kesin olarak Hac Yeri ilan etti. 1967 yılında Papa 6. Paul ve 1979 yılında Papa 2. Jean Paul, Meryemana Evi’ni gezerek buraya verdikleri önemi belirttiler. Sarnıçtan sonra devam eden yolun sonunda, haç planlı ve kubbeli küçük bir kilise vardır. Meryemana’nın evi olarak bilinen yapı budur. 6. - 7. y.y.’a tarihlenen yapı temel seviyesinin biraz üzerine kadar yıkılmış durumda bulunmuş, sonradan onarılarak bugünkü görünümü verilmiştir. Antik duvarların yenilerden ayırt edilmesi için ikisi arasına kırmızı renk boya ile bir çizgi çekilmiştir. İki tarafında kapı benzeri nişler bulunan kemerli girişten sonra tonozlu sahanlığa geçilir. Apsisteki Meryemana heykeli yüzyıl kadar önce buraya konmuştur. Önünde gri rengiyle taban mermerlerinden ayırt edilen kısım, ocağın bulunduğu yer olarak saptanmıştır. Kazılar sırasında burada bulunan kömürler ve ev temellerinin bir bölümü 1. y.y.’a tarihlenmiştir. Meryemana, Müslümanlarca da kutsal sayıldığı için bu odada namaz kılınır. Duvarlarda görülen yazılar, Kuran’da geçen Meryemana ile ilgili surelerin tercümeleridir. Bir dolap içinde de isteyenlerin sureleri daha etraflı okuyabilmeleri için çeşitli dillerde Kuran’lar bulunmaktadır. ARTEMİS TAPINAĞI Selçuk-Kuşadası yolunun başlangıcındadır. DÜNYANIN YEDİ HARİKASINDAN BİRİ OLAN ARTEMİS TAPINAĞI, M.Ö. 334-250 yılları arasında ününü dünyaya duyurmuştur. Yağma, deprem, yangın gibi nedenlerle yedi defa yıkılıp yapılmıştır. İon tarzı büyük sütunlarla çevriliyken bu gün sunak yerinden başka bir şey kalmamıştır. Tapınak dünyanın mermerden yapılmış ilk ve büyük yapısıydı. Kalıntıların bir kısmı Londra’daki British Museum’dadır. Şimdiki tapınak Hellenistik Dönem’e aittir.Tek tanrılı dinlerin insanları gibi tapınan Efesliler Artemis’in bünyesinde pek çok tanrının gücünün birleştiğine inanıyorlardı. 105x55 m. alanda yüksekliği 17,65 m. olan tapınak 127 sütunludur. Sunak yerine 13 basamakla çıkılmaktadır. Tapınaktaki heykeller, yarışmalarda seçilerek konulmuştur. Cephedeki 36 sütun Lydia Kralı Kroisos tarafından hediye edilmiştir. Tapınağın yönetiminden bir kaç rahip sorumluydu. Bu rahiplerin ve Megabysos denilen baş rahibin erkeklik organları kesilmişti. Megabysos olmak çok onur verici bir görevdi. Bunların yardımcıları bakirelerdi. Artemis’e hizmet veren bir diğer rahip sınıfı da ‘Kuretler’dir. Mitolojiye göre Kuretler, Zeus’a yakınlığı olan yarı tanrılardır. Zeus, Dionysos’u bacağından doğurduğu zaman Hera’nın duymaması için nasıl Kuretler yanında bulunup gürültü ettilerse; Leto Artemis’i doğururken de bunlar yanında bulunup gürültü etmişlerdir. Artemis Tapınağı’nın ilginç özelliklerinden biri ise, bir banka gibi görev yapmasıydı. Tapınağa armağan edilen ya da emanet olarak bırakılan değerli eşyaları kabul etme, tapınak bütçesinden kredi açma gibi görevleri Baş Rahip Megabysos üstlenmişti. Yandaki resimde tapınağın eski halinin güzel bir çizimini görebilirsiniz. Daha büyük görmek için üzerine tıklayabilirsiniz. Artemis Tapınağı’nın birtakım ayrıcalıkları vardı. Bunlardan en önemlisi, tapınağa sığınıldığında, burada kaldığı sürece dokunulmazlık hakkının tanınmasıydı. Bu durum pek çok suçlunun tapınakta toplanmasına neden olmuştur. Artemis inancının, Artemis Tapınağı ve dinsel aşama düzeninin arı çevresinde kurulduğunu ileri sürenler vardır. Arı, Efes’in simgesidir. Efes sikkeleri ve heykelleri üzerinde çok yaygın olarak kullanılır. ST.JOHN KİLİSESİ St. John Kilisesi, Selçuk Kalesi’nin bulunduğu tepenin güney eteğindedir. Bu yapı Efes’teki Bizans Dönemi yapılarının en görkemlisidir. Tarihçi Eusebios, Hıristiyanlığı yaymaya çalışan havarilerin M.S. 37-42 yıllarında Kudüs’ten kovulduklarını, St. John’ın Anadolu’ya geçerek burada çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeder. Böylelikle bu yıllarda St. John’ın kendisine İsa tarafından emanet edilen Meryemana ile birlikte Efes’te olduğunu anlıyoruz. St. Paul’ün öldürülmesinden sonra St. John, Efes Kilisesi’ne bağlı kiliselerin başına geçerek İncil’ini burada yazar. Ölümünden sonra da vasiyeti üzerine bugün de kendi adıyla anılan kilisedeki yerine gömülür. Hıristiyanlığın Efes’te güç kazandığı M.S. 4. y.y.’da mezarı üzerine ahşap çatılı bir Bazilika yapılır. Bizans imparatoru Justinien (M.S. 527-565) Dönemi’nde ise bugün kalıntılarını gördüğümüz kilise yapılır. Haç planlı yapı avlu, narteks ve 5 nefli ana kısımdan oluşmaktadır. St. John'un mezarı, en ortadaki kubbeli böülümün altındadır. Mezardaki bir delikten çıkan kutsal tozun iyileştirici özelliği olduğuna inanılıyordu. 7. - 8. y.y.’da Efes, Arap akınlarıyla karşı karşıya kaldığı zaman kilisenin çevresine sur duvarları yapılmış ve bulunduğu yer tepe üzerindeki kaleye bağlanarak, buraya bir dış kale görünümü verilmiştir.14. y.y.’da kilisenin yakınına yapılan ünlü İsa Bey Camisi’nden sonra çok daha önem kazanan bu bölge, günümüzde yapılan kazı ve restorasyon çalışmalarıyla her gün binlerce ziyaretçinin uğrak yeri olmuştur. AYASULUK KALESİ Kale, Bizans çağında yapılmış olmasına rağmen görünen kalıntıların büyük bir çoğunluğu Selçuk ve Osmanlı çağlarına aittir. Biri güney, diğeri de batıya açılan iki giriş kapısından, batıdaki daha anıtsal bir yapıya sahiptir. Onbeş burçla tahkim edilmiş surların büyük bir kısmı restore edilmiştir.Rivayete göre St. John (Fransızca St. Jean), İncil'ini bu kalede yazmıştır. Ayasuluk Tepesi Erken Hıristiyan, Bizans ve Selçuklu devirleri boyunca iyi tahkim edilmiş bu kale ile savunulmuştur. Halen ayakta duran sur, Erken Hıristiyanlık Devri’nde inşa edilmiş olup sonradan Selçuklular zamanında büyük bir restorasyona uğramıştır. Kale duvarındaki ana giriş kapısı Roma yapılarından alınmış taşlarla M.S. 6. y.y.’da yapılmıştır. Kalenin içinde küçük bir şapel ve sarnıçlar vardır. Eski bir Bizans kilisesi olan bu yapının da sonradan su sarnıcı olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. İSABEY CAMİİ İsabey Camisi, Efes kentinden gelip geçen uygarlıkların bıraktığı anıtsal eserlerderden sonuncusudur. Bu büyük cami, Ayasuluk kalesi ile St. John Kilisesinin bulunduğu tepenin batı yamaçlarında inşa edilmiştir. İsabey camisinin daha önceki devirlerde büyük halk topluluklarını çeken diğer hıristiyan ve putperest tapınaklarının arasında inşa edilmesi ilginçtir. Topografik durum nedeniyle kuzey ve doğu cepheleri, tepenin eteklerine oturtulmuştur. Bu yüzden de azamet ve ihtişamı daha ziyade batıya bakan ön cephesindedir. Bina 51x57 metre ebadında dörtgene yakın bir saha kaplar. Batıya açılan muhteşem kapısı stalaktitlerle süslü olup üst kısmında ithaf kitabesi yer almaktadır. Bu kitabede aynen şöyle yazılıdır : "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla bu mübarek caminin inşa edilmesini büyük sultan, Millet fertlerinin maliki, İslamın ve Müslümanların sultanı, Devletin, dinin ve dünyanın medarı iftiharı Aydınoğlu Mehmet oğlu İsa emretti. Tanrı mülkününü ebedi kılsın. Ali İbni Dımışki yaptı ve bunu Şevval ayının 9'unda ve 776 senesinde yazdı." Arapça yazılmış kitabeden de anlaşılacağı gibi bu bina, 1375 yılında Mehmet Bey'in oğlu İsa Bey tarafından mimar Şamlı oğlu Ali'ye inşa ettirilmiştir. Görkemli kapıdan girilen avlu, üç taraftan revaklarla çevrili ve ortasında bir şadırvan vardır. Buraya açılan iki kapı daha mevcuttur. Revakların ahşap bir çatıyla örtülü olduğu tahmin edilmektedir. Caminin doğu ve batı kısımlarına rastlayan giriş kapıları yanında tuğladan yapılmış iki minare vardır. Bunlardan batı tarafındaki halen kısmen ayakta ve tuğlaları firuze renginde sırla kaplıdır. Doğudaki duvar ise tamamen yıkılmış bulunmaktadır. Avludan esas cami kısmına üç kemerli bir kapı vasıtası ile geçilir. Bu kısmın 4 granit sütun üzerine oturtulmuş iki kubbesi vardır. Mihrap üzerine rastlayan kubbenin pandantifleri çini levhalarla süslenmiştir. dört sütun başlığından üç tanesi stelaktitli Türk stilinde, bir tanesi ise Roma devrinden kalma kompozit stildedir. Kemerlerin sütunlara bastığı yerde yastıklar üzerinde ayetler yazılmıştır. Mihrap, büyük olasılıkla mermer plakalarla dekoratif bir şekilde süslenmişti. Ancak caminin Kervansaray olarak kullanıldığı devirlerde buradan bir kapı açılarak bu kısmın güzelliği bozulmuş ve mermerleri alınmıştır. Binanın en itinalı korunan batı cephesi özellikle Konya'daki Selçuk eserlerinden örnek alınarak inşa edilmiş ve asimetrik bir görünüşe sahiptir. Kapının üstündeki aplike mermer plakalar yer sarsıntılarından düşmüş olmalıdır. Yere düşmüş parçalardan anlaşıldığı üzere, kapının üst köşelerinde stilize edilmiş zambak şeklinde akroterler bulunmaktaydı. Sol taraftaki pencerelerin üstleri stelaktik diziler ve hadisler ile dekore edilmiştir. Sağ taraftakiler ise birbirlerinden farklı şekil ve tarzlarda süslenmiş, alt sıra pencerelerinde renkli anahtar taşları kullanılmıştır. Caminin yapısında açıkça görüleceği gibi birçok mimari parçalar ve özeliikle sütunlar Efes harabelerinden getirilmiştir. Bu cami, Türk mimarisinde ilk defa ikinci cemaat mahalline sahip olması yönünden ve Selçuk-Osmanlı mimarisi arasında bir geçiş teşkil ettiğinden dolayı Sanat Tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. YEDİ UYUYANLAR MAĞARASI Vedius Gymnasiumu yanından doğuya doğru dönen asfalt yol, Yedi Uyuyanlar Mağarası’na ulaşır. İmparatorluk içindeki Hıristiyanların, Roma Devleti ile anlaşmazlığa düştükleri en önemli konu, İmparator Kültü’dür. Bu kült gereği Hıristiyanlar, İmparator Tapınağı’na kurban sunma görevini yerine getirmeyince, devlet tarafından imparator düşmanı sayıldılar. Bunlar devlet düşmanları gibi işlem gördüler. İmparator Decius zamanında yaşayan yedi Hıristiyan genç, İmparator Tapınağı’nda yapılması gereken kurban sunma işlemini yerine getirmek istemedikleri için, kentten kaçıp buradaki bir mağaraya saklanIRlar. Yedi genç bir süre sonra uykuya dalarlar. Uyandıktan sonra yiyecek almak için kente gittiklerinde, yalnız bir gece değil 200 yıl uyudukları ve Roma İmparatorluğu’nun her yanında Hıristiyanlığın yaygınlaştığını öğrenirler. Durumu haber alan imparator Theodosius II, bunu ‘Resurrection’ yani ölümden sonra insan ruhunun yeniden dünyaya geleceği inanışının bir göstergesi olarak kabul eder. O dönemde bu konunun tartışması kiliselerde yapılmıştır. Yedi genç öldükten sonra büyük bir cenaze töreni yapılır ve gömüldükleri mağaranın üzerine bir kilise inşa edilir.1927-28 yıllarında burada yapılan kazılarda, bir kilise ile yüzlerce mezar bulunmuştur. Mezarlarda ve kilisenin duvarlarında kutsal kabul edilen Yedi Uyuyanlar’a hitaben yazılmış yazıtlar vardır. Yedi Uyuyanlar’a mümkün olduğu kadar yakın gömülme arzusu, yüzyıllar boyunca sürmüştür. Azize Maria Magdalene de burada gömülüdür. BELEVİ MAUSEEUM İzmir yolu üzerinde Selçuk’tan 13 km. uzaklıktaki yol kavşağının doğusunda, Belevi beldesinde bulunan bu anıt, dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnassos Mausoleumu’ndan sonra Anadolu’nun en büyük ve en yüksek mezar anıtıdır. Belevi Anıtı’nın bulunan parçalara göre 11.37 m. yüksekliğinde olduğu saptanan podium kısmı, yerli bir kayanın dört bir yanının güzel işlenmiş bloklarla kaplanmasından oluşmuştur. Kaya kütlesinin güneyi, içeriye doğru bir mezar odası halinde oyulmuş ve buraya halen Efes Müzesi’nde korunan lahit yerleştirilmişti. Podium üzerinde, her dört yüzünde sekizer sütunu olan Dor düzeninde bir peristasis yer alıyordu. Bulunan parçalara göre ikinci katın korniş düzeyine değin yüksekliği 11.32 metredir. Anıtın toplam yüksekliği, çatı olmaksızın yaklaşık 23 m. olup, çatının ne şekilde bittiği konusunda bilgi verecek parçalar bulunamamıştır. Hellenistik Çağ’a tarihlenmektedir. Ayrıca M.Ö. 246’da Efes’te ölen Seleukos kralı Antiokhos II’nin mezarı olduğu da ileri sürülür.Belevi Beldesi sınırları içerisinde, kuzeybatıda bulunan yüksek dağlar üzerindeki kale ise Keçi Kalesi olup görünüşü ile insanın tüylerini ürpertir....