Kayıt Ol
e Ticaret Türkiye Türkiye'nin Online Ticari Ekosistemi.
Antiranik Ovagim

Tecrübe ve işin ehli olmak daima bir ayrıcalık ve hızlı cevap ve netice getirmesi ise işin kaymağı. Alt komşumuz şikâyetçi çünkü tuvalet tavanı akıyor, bugün birini çağırdım Termal Kamera Akustik Cihazla dinleme ile kaçağın yerini bulmak için ₺150 istedi. Hacı bir başkasını getirdi, adamın yaptığı şu oldu bir pamuklu çubuğu bir tabandaki yarıklara soktu ve su kaçağının nerden oluştuğunu bir iki dakikada buldu. Bu bana çalıştığım bir firmadaki Rus arkadaşlar anlatmıştı. Amerikalılar Uzay boşluğunda akan ve içi boşalan ve etrafı batıran Tükenmez Kalem'in akmaması için bir kaç milyon $ araştırma için harcayıp çözüm bulamamışlar, aynı sorunla karşılaşan Ruslar çözümü ise uzaya Kurşun Kalem götürerek çözmüşler. ...
Antiranik Ovagim

Walt Rostow'un Ekonomik Kalkınma Teorisi ve bu Teoriye göre Türkiye'nin 1935 yılında ki konumu. Özellikle Ülke tablolarına bakın ve bugün ile karşılaştırın, Türkiye'nin niye kalkınmada 4 ve 5 inci safhalara 80 yıl içinde geçemediğini iyi incelemek lazım. Bir de bu GDP 2018 itibari ile niye hala $9700 olduğunu iyi incelemek lazım. Kalkınma, Rostow'a göre, beş safhada olur: 1. Başlangıç safhasında Geleneksel toplum bulunmaktadır. Rostow’da geleneksel toplumların temel özelliği, kişi başına elde edilebilen gelir düzeyinde bir tavanın mevcut olmasıdır. Bu tür toplumlar genellikle üretimin sınırlı olması yüzünden kaynaklarının çok büyük bir kısmını tarıma ayırmak zorunda kalırlar. Tarım, emek gücünün ağırlıklı istihdam alanıdır. Yatırımların çok düşük olduğu ve klasik toprağa bağımlı üretim yöntemlerinin kullanıldığı geleneksel toplumlarda siyasi iktidar da genellikle toprak sahiplerinin elindedir. 2. İkinci safhada hazırlık aşamasındaki toplum gelir. Rostowcu modele göre, geleneksel toplumdan kurtuluş ve hazırlık aşamasına geçiş; en azından toplumun bir kısmında fikirlerin ve tutumların ekonomik kalkınma yönünde değişmesi ve dışarıdan gelen şoklarla gerçekleşmektedir. Hazırlık aşamasındaki toplumlarda öncelikle, sosyal sabit sermaye yatırımlarının gerçekleştirilmesiyle uğraşılır. Toprak reformu ve diğer araçlarla tarımda elde edilen gelirin bir kısmının sanayiye transferi veya girişimci toprak sahiplerinin gelirlerinin bir kısmını kendilerinin ticaret ve sanayiye yatırmaları bu dönemin ekonomik yapısındaki belirgin özelliktir. 3. Üçüncü safhada kalkışa geçen toplum gelir. Bir önceki hazırlık aşamasıyla arasında net bir ayırım yapılmasa da kalkışa geçme aşaması modelin en önemli kısmıdır ve sanayileşmenin ilk dönemi esas alınır. Rostow bazı ülkeler için tahmini kalkış tarihleri belirlemiştir (Tablo 1). Tablo SEQ Tablo \* ALPHABETIC A. Tahmini kalkış tarihleri (Rostow, 1966;52) ÜLKELER KALKIŞ İngiltere 1783 – 1802 Rusya 1890 – 1914 Fransa 1830 – 1860 Kanada 1896 – 1914 Belçika 1833 – 1860 Arjantin 1935 - ABD 1843 – 1860 Türkiye 1937 - Almanya 1850 – 1873 Hindistan 1952 - İsveç 1868 – 1890 Çin 1952 - Japonya 1878 – 1900 Bu aşamada toplum gelişmeyi başlatan uyarıcılara olumlu ve düzenli tepki verir. Ancak yine de kalkışın gerçekleşmesi için öncelikle üç koşulun meydana gelmesi gerekir: · Üretken yatırımların milli gelir içindeki payının %5 veya daha azından; %10 veya daha fazlasına çıkması ve böylece nüfus artış hızını aşan gelir artışının sağlanması, · Yüksek hızla gelişen bir veya birkaç imalat sektörünün kurulması, · Modern sektörde gelişmeyi tahrik eden ve kalkış aşamasının dış ticarette yapacağı tasarrufları iyi kullanabilecek, başlatılan gelişmeye süreklilik verebilecek siyasi, sosyal ve yönetsel bir ortamın bulunması (Rostow, 1966:65). Kalkış döneminde kendi kendini besleyen ve sürekli gelişmeyi önleyen engeller ve direnmeler tamamen yıkılır. Tarımsal üretim yöntemlerinde köklü değişimler gözlenirken, sanayide “öncü sektör” söz konusudur. Öncü sektör, ekonomide birinci derecede gelişen ve gelişimlerinin daha başlangıç aşamasında çok hızlı gelişerek, ekonomik yapı üzerinde doğrudan veya dolaylı büyük etkileri olan sektördür. Rostow’a göre bir sektörün veya ekonomik faaliyetin ekonomik gelişmeye önderlik edebilmesinin belirli koşulları vardır: (a) Öncü sektörün üretiminde sürekli artış için yüksek talep, (b) Bu sektöre yeni üretim fonksiyonları girmeli ve bunların kapasiteleri genişlemeli, (c) Toplum tarafından öncü sektöre gerekli sermaye sağlanmalı ve girişimciler elde ettikleri gelirin büyük bir kısmını yeniden sektöre yönelik yatırımlara harcamalı, Öncü sektör, diğer sektörlerdeki teknolojik yeniliği kışkırtmalıdır (1966:66). Rostowcu modelde kalkınma süreci devam ederken etkinliğini kaybeden öncü sektörün yerini yeni öncü sektörler alabilmekte; süreç hızını kaybetmemektedir. Rostow 1955 yılında yayımladığı çalışmasında Türkiye’nin kalkışa geçmesini şöyle açıklar:”Aşağı yukarı 1935’de, endüstrileşme tedbirlerinin konulmasının ortaya çıkardığı temel üstünde Türk ekonomisi son beş sene içinde dikkate değer bir hareket göstermiştir. Tarımsal gelirin ve tarımda prodüktivitenin artışı bu hareketin temelini teşkil etmiştir. Farklı iki milli siyaset altında meydana gelmiş olan bu hamlelerin kendini besleyen gelişmeye doğru bir ön yapı teşkil edip etmeyeceği, Türkiye’nin bünyevi meselelerine göre çare bulup bulamayacağı şimdiden kestirilemez” (1966:52). 4. Modelin dördüncü safhası, kendi ekonomik büyümesini kendi sağlayan “Olgunluk” aşamasındaki toplumdur. Bu dönemde ekonomik faaliyetler düzenli bir şekilde gelişmeye, modern teknoloji her alana yayılmaya başlamıştır. Milli gelirin % 10 - % 20 kadarı devamlı bir şekilde üretken yatırımlara aktarılmakta ve gelir artışı nüfus artışından daha fazla olmaktadır. Rostow, “Teknolojik bakımdan daha karmaşık üretim süreçlerine doğru ilerlenirken ekonomiye yeni öncü sektörler hakim olur.” demektedir (1966:71). Ekonomi uluslararası piyasalarda yerini bulur ve öncü sektörü karşılaştırmalı üstünlüğünü hissettirir. Olgunluk aşaması sonunda nüfusun çoğunluğu sanayi ve hizmetler sektörlerinde istihdam edilmekte; toplumsal yapıda gelişme gözlenmekte ve dünya genelinde rol üstlenilmeye başlanmaktadır. 5. Rostow, yoğun kitlesel tüketim aşamasındaki toplumla beşinci aşamaya geçer ve modelini tamamlar. Yoğun kitlesel tüketim aşamasındaki toplumun yeni öncü sektörleri, dayanıklı tüketim malları ve hizmet sektörleridir. Kaynaklar gittikçe tüketim mallarına ve kitlesel düzeyde çeşitli hizmetlerin yayılmasına yönelmektedir. Bu dönemde her ülke şu hedefleri arasında dengeyi kurmayı amaçlamaktadır: · Sosyal güvenliği arttırma, gelir dağılımını yeniden düzenleme, çalışma saatlerini azaltma gibi refah devleti koşulları, · Dayanıklı tüketim malları üretme ve hizmet sektörüne önem verme, · Dünya çapında nüfuzunu arttırma ve yeni roller oynama...
Antiranik Ovagim

Marmaristen sonra Turgut köyünün yeşillik denizinin bitmesi ile birlikte Selimiyenin kristal lacivert güzelliği ile karşılaşır, şaşırır ve hayran kalırsınız. Dağlar birden koyu orman dokusunu yitirip tipik akdeniz-ege makiliklerine dönüşür. Bunlara Badem ve Zeytin ağaçları eklenir. Ardından Selimiye köyü, tablo gibi yamaçlardan kıyıya doğru serpilmiş evleri ile sizi selamlamaya başlar. Arazi yapısının dik yamaçlardan oluşması, diğer köylere göre suyunun daha kısıtlı oluşu insanları denize dönük yaşamaya zorlamıştır. Selimiyede genelde Türkmen Yörük kültürü hakim olsada Girit kökenli Türklerin yerleştiği bir köydür. Selimiye koyu Marmaris-Bodrum arasında kalan en önemli Mavi Yolculuk duraklarından birisi. Kıyı bölümü yeşillikler içerisinde , deniz suyu çok temiz ve durgun, ancak kıyıda kumsal alan yok. En yakın kumsal plaj köy merkezinden 2 km uzaklıktaki Sığliman. Selimiye koyu hem doğal liman hemde doğal havuz biçiminde. Volkanik yapıya sahip bölgede deniz derinliği sahilden 15 m açılınca 30-40 metreye ulaşıyor. Köyü çevreleyen Badem ağaçları Ocak sonu ve Şubat ayı başlarında bembeyaz çiçeğe bürünüyor ve kar yağmış gibi bir görüntü ortaya çıkarıyor. Havasındaki oksijenin bolluğu nedeniyle köyde 100 yaşını aşan çok sayıda kişi yaşıyor. Köyün çevresinde 3 kale kalıntısı bulunuyor. Biri Selimiyenin en yüksek tepesinde, diğeri Sarıkaya tepesinde, üçüncüsü ise Kızılköy mahallesinde. Kıyıdan 100 m açıkta teknelere yol göstermek için inşa edilmiş gözetleme burcu deniz feneri, manastır ve tiyatro görülmeye değer kalıntılar. Bölgedeki batıklardan çıkartılan kalıntılar ise Bodrum sualtı müzesinde sergileniyor. Selimiye köyü, bugün Turgut köyü sınırları içinde kalan MÖ 600 yıllarında kurulmuş Hydas yerleşimine yakın bir noktada olduğundan, önce Hidas, daha sonra Bizans döneminde ise Losta olarak anılmış. 1391 yılında Osmanlı topraklarına katılmış. Cumhuriyetin ilanından sonra ulaşım kolaylaşmış ve köy bugünki yerleşim yerine kaymış. Bugünki nüfusu 1.400 kişi civarında. Ana geçim kaynağı Turizm, hayvancılık, balıkçılık ve arıcılıktır. Yörede hakim bitki türleri maki, meşe, zeytin, çınar, palamut, badem, defne, adaçayı, kekik ve hayıttır. Kaynak: Marmaris Turizm Birliği...
Antiranik Ovagim

Bugün İhsan, çoğu kişinin hayali olan deniz kıyısında oturmak ve güneşin ve denizin ve sakin hayatın ve tabii ki hayal edenin hayalinde kendisini mutlu edecek diğer şeyleri düşlediklerini, ama nedense büyük şehirleri (İstanbul) u terk edemediklerinden bahsederek, benim bunu yaptığımı söyledi ve diğerlerinin hayalinde olan şeyi gerçekte bunu benim yaşadığımı söyledi. Ne kadar haklı! yine de nankörlük ben de herhalde. Tabii burada önemli olan bir şeyi eklemeyi es geçmedik, o da huzur, yani kafamızın huzurlu olup olmadığı konusu. Evet bazi şeylere sahibim deniz, güneş gibi. Hoş bunlar her yer de var ama İstanbulda değerlendirme şansımız çok az oldu. Tatili iple çekip kendimizi Akdeniz ve Ege sahillerine atmak için can atardık. Aslen bu düşler gerçekleşmişken, benim düşlerimin eksikliğinde Huzur konusunun yanında daha da aktif bir hayat sürme hayali de var. Hala bedenen (kapasitesi ne kadar üst seviyede değil ise de) hala bazı şeyleri yapma arzusu, hayallimdeki projeleri hayata geçirme arzusu ve bunların hayata geçmesinin getireceği başarmışlık hissi ben de eksik. Yine de bedenin ve önüme çıkan diğer engelleri aşma konusunda ise çalışmalarım ve çözümlerim var. Yine de çözümler, harici engeller tarafından kabul görmeyip önümü açmıyor. Herhalde her çözülmeyeni şimdilik rafa kaldırıp çözüllenler ile yola devam etmek gerekiyor ve bu konumda olmak için ise belli maddi konuların aşılması biraz zamana yayılmak konumunda. Sonunda yapacağım....
Antiranik Ovagim

Scientist concludes death is only an illusion, it is not real As controversial as it may sound to many, a scientist has revealed how death is not real, it is an illusion generated by our consciousness. Furthermore, life does not end when the body dies, and it can last forever. Wake Forest University School of Medicine scientist Robert Lanza says in his book “Biocentrism,” that death is an illusion generated by our consciousness. Dr. Lanza was a member of the team of scientists that cloned the world’s first early stage human embryos. In September of 2011, Lanza’s company received approval from the UK’s Medicines and Healthcare Products Regulatory Agency to start the first human embryonic stem cell trial in Europe. Dr. Lanza is the co-author of the book Biocentrism: How Life and Consciousness are the Keys to Understanding the True Nature of the Universe, which you can buy here. The professor took public notoriety after the publication of his book, which, based on notions of quantum physics, explains his particular hypothesis that holds that biology and life are the origin of reality and the Universe, not the other way around. Thus, time would be only an entity created by the life that observes it. According to this theory, there are many realities supported by different levels of consciousness. In this way, the end of life would be only a notion instilled in our minds, since if there is neither time nor space, there can be no death. Lanza writes on his website how Death does not exist in a timeless, spaceless world. In the end, even Einstein admitted, “Now Besso” (an old friend) “has departed from this strange world a little ahead of me. That means nothing. People like us…know that the distinction between past, present, and future is only a stubbornly persistent illusion.” According to new evidence, Einstein was right – death is an illusion. Furthermore, the researcher, author, and entrepreneur argues that immortality doesn’t mean a perpetual existence in time, but resides outside of time altogether. Lanza states how the concept of death as we know it does not exist in any real sense since there are no real limits according to which it can be defined. Essentially, the idea of dying is something we have always been taught to accept, but in reality, it exists only in our minds. The idea of biocentrism is similar to the idea of parallel universes, the hypothesis formulated by many theoretical physicists according to which there are an infinite number of universes in which diverse variations of people and situations exist and occur simultaneously. Thus, if someone believes in death throughout their lives, they will create their reality based on this belief, and, on the contrary, if someone believes that he is made of immortal essence and that we are only in this life of passage, we will live in a way totally different than what we are used to, creating our reality based on that belief, otherwise totally incompatible with the previous one. According to biocentrism, time does not exist independently of the life that observes it. The reality of time has been questioned by a strange alliance of philosophers and physicists. The former argue that the past exists only as an idea in the mind, which in turn are neuroelectric events that occur strictly in the present moment. Then death and the idea of immortality exist in a world without spatial or linear boundaries. Thus, it can be concluded that death can not be a terminal or final event, as we usually consider it. By Ancient Code...
Antiranik Ovagim

I am trying to eradicate any discrimatory words in the spoken or written world. We all contribute to the discrimanation by using adjectives such as black, colured, white, muslim,non-muslim, ms,miss,mr and god knows how many others, the funny thing is that we also contibute to this discrimination by simply using those words. Its about time to refer to persons with their names and no other descriptive words about persons. I believe that at the end may help to the world's consciousness of taking human beings as human beings and nothing else....
Antiranik Ovagim

ABD'li e-ticaret devi Amazon'un kurucusu ve Üst Yöneticisi (CEO) Jeff Bezos'un serveti 100 milyar doların üzerine çıktı. Düşünmemek elde değil. Saymakta bile zorlandığım bir rakamı, servet olarak elde bulundurmanın manası ne olabilir? Bir kişi bu servet ile ne yapabilir veya verdiği uğraşın kendisi için artıları ne? Zamanımızın anlayışı ve imkanları ile yapacağınız şeylerin bile limiti var, o da hiç bir limitin olmaması. İnsan, ne vakit bırakmalı ve hayatın başka yönlerine ne zaman yönlenmeli? Jeff Bezos kendi servetinin kaçınılmaz tuzağına ve kısır döngüsüne düşmüş olma şansı büyük bir olasılık. Yazık ki servetini ve yerini korumak için daha çok çalışması gerekmekte. Servetinin girdabına gitmiş vaziyette ve çıkmadığını düşünmekteyim. Tabii kendisi bu soruları soruyor mu ve soruyorsa ne cevaplar veriyor, çok merak ediyorum....
Admin Administrator

MURPHY KANUNLARI....Tabiat ana daima hatanın yanındadır.Çözülen her problem yeni problemler yaratır.Aptalların dahi yapamayacağı şey yoktur, çünkü onlar da k...endi çapında birer dahidir.Smith-Wesson kare as’tan daima iyidir.Tek boynuzlu gergedanla birde bir oynanmaz.Düşürdüğün ekmeğin yağlı yüzünün halıya gelme olasılığı, halının yeniliğiyle doğru orantılıdır.Asla Mrs. Murphy ile ilişki kurma.Tünelin ucunda görülen ışık üzerinize gelen trenin farı olabilir.Otomobil tamir ederken düşürdüğünüz alet, daima aracın en ulaşılmaz yerine kaçar.Bozuk bir alet tamire geldiğinde çalışır.Kendinden daha çılgın biri ile asla yatma.Emin değilsen mırıldan, başın dertte ise birine yık.Kendinden emin olmadığın zaman ikna edici konuş.Endişelenme, kısırlık kalıtımsal değildir, çocuğuna geçmez.Bir şeyin yanlış gitme olasılığı varsa, yanlış gider.1500 liralık ampul daha önce patlayarak 10 liralık sigortayı kurtarır.Kestirme, iki nokta arasındaki en uzun yoldur.Her şey yolunda gidiyor gibi görünüyorsa, senin dünyadan haberin yok.Dostlar gelip gider, düşmanlar birikir.Murphy’nin altın kaidesi : Altını olan kuralı belirler.Hayattaki en güzel şeyler : Ya kanun dışı, ya ahlak dışı ya da şişmanlatıcıdır.Kaz ise kazıkla.Enayilerin parasını yanına bırakmak ahlaka aykırıdır.Elindeki kuşa, başının üzerindekinden daha çok güven.Güzellik derinin altına kadar işler, çirkinlik ise kemiğe dayanır.Hiyerarşide kişiler yeteneksizlikleri ölçüsünde yükselir ve orada kalırlar.Daima yarışta hızlı ve savaşta kuvvetli olan kazanmaz, ama sen yine onların tarafını tut.Bir işi tam yapmak için vakit bulunmaz, ama düzeltmek için daima zaman bırakırlar.Çok üstüne düşme, bozarsın.Pipo akıllıya düşünme şansı verir, aptala eğlencelik olur.Öyle bir sistem getir ki, bir budala bile kullansın. O zaman da onu sadece bir budala kullanır.Herkesin zengin olmak için yürümeyen bir planı vardır.Hiçbir iyilik cezasız kalmaz.Borç alabilmek için önce ona ihtiyacının olmadığını kanıtlaman gerekir.Tamire kalktın mı bil ki, daha çok zaman ve daha pahalıya çıkar.Her şeyin %90’ı posadır.Üniversite hocaları başkalarının sorunlarına en liberal, üniversitenin sorunlarına ise en muhazafakar çözümleri getiren kişilerdir.Yasama organı çalışma halindeyken, insanların hayatı gibi, mülkiyet hakkı ve özgürlükler de tehlike altındadır.İnsanlar gerçekleri arar, fakat hep kendi görüşleri doğrultusunda ilerler.Atı suya götürmek iş değildir. Marifet atı suda sırtüstü yüzmeye razı etmektir.Aynı taksiyi birden fazla gazete muhabiri paylaştığı zaman, taksi ücretini önde oturan öder.Aynı taksiyi kaç muhabir paylaşırsa paylaşsın ve taksi ücretini kim öderse ödesin, bütün muhabirler taksi ücretini masraf listelerine yazarlar.Bir siyasi partinin kuruluşu, bir siyasi hareketin sona ermesi demektir.Yeni kanunlar, yeni kanun boşlukları doğurur.İnsanlar diledikleri gibi davranabilecekleri özgür bir ortama kavuşunca, birbirlerini taklit ederler.Popüler olan kişi, sevilmemeye mahkumdur.Çok denenmiş yollar, hiçbir yere çıkmaz.Direnen, yücelir.Aşırılar buluşur.Yeni kravat, çorba çeker.Dükkanda ayağa uyan ayakkabı, en çirkin olan ayakkabıdır.Vitrinde gördüğün hiçbir mal, sizin alabileceğiniz kadar ucuz değildir.Seyahate çıkarken, ihtiyacınız olan elbiselerin yarısını ve ihtiyacınız olan paranın iki mislini yanınıza alınız.Radyoyu ne zaman açarsanız açın, en sevdiğiniz şarkının son melodilerini duyarsınız.Tereyağının sertliği ile üzerine sürülecek ekmeğin yumuşaklığı doğru orantılıdır.Vücut banyoya girmeden, telefon çalmaz.Yanlış numara hiç meşgul çalmaz.Yeni alet almadan, kaybettiğiniz eski aleti bulmanız mümkün değildir.Dakikanın uzunluğu, umumi hela kapısının hangi tarafında olduğunuza bağlıdır....
Admin Administrator

Projem hakkında uzun süredir devam eden olumsuzlukların bazılarını aşma konumuna geldim. Paypal'ın Türkiye'den çıkması projeme büyük bir darbe vurmuştu (tıpkı binlerce freelance çalışan diğer arkadaşlara olduğu gibi), sonunda bu duruma çözüm üretebildim. Hatta PayPal ve C2 den de daha fazla para transaksiyon çeşitleri sunan örneğin bitcoin gibi ödeme sistemlerini siteme dahil edebileceğim. Şu an bu çalışmanın yapım aşamaları şöyle; 1.- Konu üzerinde çalışanlara yapılacak ödemeler Paypal üzerinden yapmam gerekiyor LOL 2.- Yazılımsal ve SQL üzerinde çalışmalar beni geriyor. Başkalarına devretmek istiyorum, rahatlayacağım. Ödemeler Paypal ile yapılacak LOL 3.- Para transaksiyon firmaları ile yapılması gereken anlaşmalar. Bu kolay ama yorucu çalışmalar. Çünkü çoğu sistemler üzerinde çalışılması ve anlaşılmasının gerekmesi ve istenilen şartları yerine getirmek ile mümkün. En Kolayı bu 4.- Tabi şirketleşmem gerekiyor. Bu da beni 1.80 nakavt ediyor Konu bir kaç ay sürebilir. Ama şirketleşme konusu daha da uzun sürecek, tabii belli olmaz Allah yürü ya kulum derse olur. Bu arada 2 add on yapılması var, daha analitik çalışmalarını yapmş değilim, hatta başlamış değilim. Mobil sayfamın yeniden düzenlenmesi ve kullanıcı dostu olması gerekiyor. Android ve Apple ve Amazon applikasyonlarının oluşturmaları gerekiyor. En son aşama ise yatırım arayışına elim daha güçlü olması için müşteri portföyünün daha hızlı genişletilmesi gerekiyor. https://www.eticaretturkiye.com...
Edremit Körfezi

ASSOS Midilli (Lesbos) adasından gelen kolonistler tarafından Yunanlılaşmaya başlayan Assos yakın çevresine hükmeden bir merkez olmuştur. M.Ö. 560 yılında Lidyalıların eline geçen Assos, Troas’ın en güçlü ve önemli şehriydi. Antik döneme ait tarihçilere bakılırsa Assos ile Pedasos aynı şehirdi. Büyük tarihçi Hemeros Leleglerin güney Troas’ta yaşadıklarından bahsetmiştir. Leleglere başkentlikte yapmış olan Assos Akhilleus tarafından yıkılan Pedasos şehrinin yerine kurulmuştur. Assos para basılan ilk medeniyetlerdendir. Athena ve Medusa kullanılan Assos paraları mevut olup bilinen en eski parası M.Ö. 6. yy başlarındadır. M.Ö. 546'da Hellespontos Phrygia'sı adıyla Pers İmparatorluğu’nun satraplığı haline gelmiştir. M.Ö. 387'deki Altalkidas Barışı’ndan sonra, Eubolos kendisinin Artakserkses'in yönetiminden bağımsız bir şekilde Atarneus ve Assos şehrinin yöneticisi olduğunu söyler. Onun ölümünden sonra kölesi "Hadım" Hermeias bu şehirler üzerinde hâkimiyet kurmuştur. Platon’un öğrencisi Hermeias, dostları Ksenokrates ve Aristotales'i Assos’a davet etmiştir. Evlilik yoluyla Aristotales ile akraba olmuştur. Aristotales üç yıl Assos'ta yaşamıştır. Hermeias, Assos’un bağımsızlığını M.Ö. 345'e kadar sürdürmüştür. Bir Pers generalinin ihanetiyle tutuklanarak başkente götürülmüş. Hermeias'ın mührü kullanılarak egemenliğin Artakserkses'e bırakıldığına ilişkin bir mektup hazırlanarak bağlılıkları süren şehirlere gönderilmiş böylece Assos'un hakimiyeti Perslere geçmiştir. M.Ö. 334'te Granikos Savaşı'ında İskender'in Perslere karşı kazandığı zafer sonrasında Assos ve tüm bölge özgürlüğüne kavuşmuştur. İskender’in ölümüyle Troas Bölgesi'ne Galyalılar yerleşmiştir. Bergama Krallığı’nın yükselişiyle Eumenes ve Attalos'a vergi vermeyen kabileler Hellespontos kıyılarına sürülmüştür. 60 yıldan fazla bir süre bölgede kaldıktan sonra M.Ö. 216'da Arisbe yakınlarında yapılan bir savaşla yenilgiye uğradılar. M.Ö. 133'te III. Attalos'un ölümü ve bıraktığı vasiyetle Bergama Kralığı'nın bir parçası olarak Roma egemenliğine girmiştir ve hızlı bir yükselme dönemi yaşamıştır. Hıristiyanlığı ilk kabul eden şehirlerden olan Assos için ortaçağ karanlık bir dönem olarak geçmiş, Haçlı seferleri sırasında Fransızların egemenliğine girmiş olan Assos Bizans döneminde Makhramion adını aldı. 14.yy başlarında Osmanlı İmparatorluğu tarafından tüm bölgenin fethedilmesi ile birlikte Türkleşen Assos bu günkü Çanakkale ilinin en önemli turistik değeridir Akropolis Athena Tapınağı: Akropolisin doğusundaki Athena tapınağı Anadolu’daki Arkaik Çağ tapınakları için çok özel bir yere sahiptir. M.Ö. 540-530 tarihleri arasında inşa edilen tapınak, bir sütun başlığı üzerindeki yazıta göre tanrıça Athena’ya adanmıştır. Cella içindeki mozaik döşeme tapınağın Hellenistik Çağ’a kadar kullanıldığını ortaya koymaktadır. 14.30X30.31 metre ölçülerindeki tapınağın uzun kenarlarında 13, kısa kenarlarında ise 6 adet sütun yer almaktadır Tapınağın çatısı dışında tamamı andezit taştan yapılmıştır. Mitolojik konular ve hayvan mücadeleleri ile süslenmiş olan friz ve metoplar bu gün Çanakkale, İstanbul, Louvre ve Boston müzelerinde sergilenmektedir. Tanrıçanın evi olarak kabul edilen kutsal odaya (Cella) sadece görevli tapınak görevlileri girebilirdi. Cella’da tapınağa ait heykel ve tanrıçaya sunulan hediyeler saklanırdı. Tanrıça için yapılan törenlerin tamamı o çağ inançlarına göre açık havada ayakta ve eller havaya kaldırılarak yapılmaktaydı. Tören alanı olarak tapınakların giriş kapısının bulunduğu doğu yönü seçilmekteydi. Bir sunak üzerinde yanan ateş içine tanrıçaya sunulan adaklar atılmaktaydı. Katiller sarhoşlar ve doğuştan kusurlu olanların tapınak alanına girmeleri yasaktı. Bizans Çağı Kalıntıları: Geç Bizans Çağı’nda akropolis sığınma yeri olarak kullanılır. Bu amaç doğrultusunda akropolis, yuvarlak ve kare planlı kulelere sahip, bir sur ile çevrilerek kaleye dönüştürülmüştür. Kale içinde sarnıçlar, tahıl depoları ve konutlar bulunmaktadır. Söz konusu yapıların inşasında Athena tapınağının taşları kullanılmıştır. Nekropolis Assos kentinin mezarlık alanları kentin doğusundan batısına kadar uzanmaktadır. Ancak sadece Batı Kapısı önündeki mezarlıkta kazı ve araştırmalar yapılmıştır. Nekropolisteki en eski mezarlar urne ve büyük küp (pithos) mezarlardır. Ölüler bu büyük depo kaplarına ana karnındaki pozisyonda (hoker) yerleştirilmiştir. Genellikle ağızları doğuya bakacak şekilde,ana kaya üzerine yatırılmış ve ağızları taş ile kapatılmıştır. Bu tip mezarların en eskisi M.Ö. 7. yüzyılın ortalarına tarihlenmektedir. Yakılarak gömülen kişilerin külleri küçük vazolar (urne) içine konulmuştur. M.Ö. 6. yüzyılda sandık tipi mezarlar, M.Ö. 5. yüzyılda ise lahitler ortaya çıkar. Lahit mezarlar Bizans Çağı’na kadar kesintisiz kullanılmıştır. Lahitler Roma Çağı’na kadar basit, düz kapaklı, süslemesiz ve yazıtsızdır. Mezar sahiplerinin isimleri küp şeklindeki taş bloklara yazılarak lahitlerin üzerine konulmuştur. Roma Çağı’ndan itibaren lahitler süslenmeye ve uzun yüzlerine yazıt yazılmaya başlar. Lahitler dışında etrafları duvar ile çevrili aile mezarları da çok sayıdadır. Bunlardan biri Larichos ailesine aittir. Assos mezarlık alanında Roma Çağına ait olan anıtsal mezarlarda oldukça fazladır. Bunlardan en iyi korunanı M.Ö. 1. yüzyılın sonunda inşa edilmiş olan Publius Varius’un mezarıdır.Nekropolisin en eski ve Batı Kapısına bağlanan taş döşeli yol M.Ö. 6. yüzyılda inşa edilmiştir. Bu yolun kuzeyinde Roma Çağı’nda iki yol daha inşa edildiği tahmin edilmektedir. Mezarlara ölüler yakılarak veya günümüzdeki şekilde gömülmektedir. Genel bir kural olarak çocuklar hiç bir zaman yakılmamıştır. Özellikle Arkaik Çağda kadınlar yakılarak külleri küçük kaplara konulmuş, erkekler ise yakılmadan büyük küpler (pithos) içerisin gömülmüştür. Antik Çağ inanışına göre mezarlara genellikle değişik hediyeler konulmuştur. Agora Antik Çağ’da insanların toplandıkları siyasi ve ticari faaliyetleri yürüttükleri kamusal alanlardan en önemlisidir. Agora için halkın toplanmasına uygun düz bir alan yeterlidir. Assos agorası kentin doğu ve batısındaki konut bölgelerinin ortasında ve tiyatronun hemen batısındadır. Kentin doğusundan, batısından ve liman yönünden gelen yollar agorada kesişmektedir. Agoranın doğu köşesinde kentin meclis binası (Bouleuterion) yer alır. Kuzey ve güney kenarlarında ise stoalar uzanmaktadır. Güney stoanın hemen önünde Roma Çağı’nda inşa edilmiş hamam yapısı bulunmaktadır. Agoranın ana kapısı batı yöndedir. Girişin hemen güneyinde küçük tapınak, Bizans Çağı’nda kiliseye dönüştürülmüştür. Bouleuterion Şehir meclisinin toplantı yeri olarak kullanılan yapı, kare planlıdır. Çatı içerideki dört sütun tarafından taşınmaktadır. Yapının girişi agoraya bakan batı yönünde olup diğer yönler kapalıdır. Girişin bulunduğu batı yönünde dört sütunun arası parmaklıklar ile kapatılmıştır. Yapının içinde giriş yönü hariç olmak üzere, üç tarafında ahşap oturma sıraları vardır. Bouleuterion’daki yivsiz sütunlar Dor düzenindedir. Meclis binası tespit edilen bir yazıta göre M.Ö. 4. yüzyılda inşa edilmiştir. Stoa İnsanları güneş ve yağmurdan koruyan Stoa, tüccar, zengin kişiler ve filozofların buluşma noktasıdır. Agora’nın kuzeyindeki ana kaya (konglomera) stoanın inşası için kesilmiştir. Güneye bakan iki katlı stoa 111.52 m. uzunluğunda ve 12.42 m. genişliğindedir. Agoraya açılan mekanların ön tarafındaki merdiven tüm yapı boyunca uzanır. Stoanın içinde ve önündeki sütunlar Dor düzenindedir. Stoanın mekanları içindeki sütunlar düz, ön cephedekiler ise kanallıdır. Birinci kat kalın ahşap kirişlerle taşınmaktadır. Agoranın güneyindeki stoa kot farkında dolayı daha fazla katlı olup, üstteki katı agoraya açılmaktaydı. Stoanın zemininde su ihtiyacını karşılayan sarnıç bulunmaktadır. Assos Stoa’nın M.Ö. 2. yüzyılın ortalarında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Tiyatro Agoranın güneyindeki tiyatro andezitten inşa edilmiştir. At nalı planı ile Yunan karakteri gösteren yapıya, Roma Çağı’nda orkestranın önüne iki katlı bir sahne binası yerleştirilmiştir. Yapının bir yamaca yaslanması ve manzaraya dönük olması gibi özellikleri de yine Yunan tiyatrolarının karakteristik özelliğidir. Tiyatronun oturma basmakları dikey merdivenler ve yatay gezinti yerleri (diazoma) ile bir birinden ayrılmıştır. Tiyatroya doğu ve batı yönünden diazomaya açılan iki tonozlu geçitten girilmektedir. Tiyatronun orkestrasını çeviren bir su kanalı vardır. Oturma sıralarının güneye bakan tarafları derin birer tonoz üzerine oturmaktadır. Roma Çağı’nda ilk oturma sırası kesilerek, korkuluk levhalarının ilave edilmesi gladyatör oyunları ile bağlantılı olmalıdır. Oturma sıraları üzerinde dört adet yazıt tespit edilmiştir. Bunların üçü, demirciler, dericiler ve taş işletmecileri gibi meslek gruplarına aittir. Dördüncüsü ise Serapis kültü veya bu külte mensup kişilerle ilgilidir. Yazıtlar, bu meslek gruplarının tiyatroda rezervasyon yaptırdıklarını ortaya koymaktadır. Tiyatrodaki oturma yerlerinin kenarlarındaki delikler izleyicileri güneşten korumak için dikilen gölgeliklerin ahşap direkleri içindir. Tiyatronun batı yönünde toprak kayması nedeni ile meydana gelen bozulmalar hala görülmektedir. M.Ö. 4-3. yüzyılda inşa edilen tiyatro Roma Çağı’nda da bazı eklenti ve değişiklikler yapılarak kullanılmaya devam edilmiştir. İlk kez 1881-1883 yılları arasında Amerikan kazı heyeti tarafından kazılan tiyatro, 1980’li yıllarda Türk heyeti tarafından tamamen açığa çıkarılarak restorasyonu yapılmıştır. Assos, Pavlus tarafından ziyaret edilmiştir ve kent bu nedenle Hıristiyanlarca kutsal olarak kabul edilir. MÖ 900’lerde kurulan bu kentin en gözalıcı yeri en tepesine yapılmış olan, Dorik yapılı, Athena Tapınağı’dır. Şehrin bir diğer turistik özelliği de tapınaktan görülen muhteşem manzaralarıdır. Aktif olduğu zamanlarda Assos, bulunduğu bölgedeki tek büyük limana sahip olduğu için geçen gemiler sayesinde zengin olmuştur. Kentin ayrıca büyük bir amfi tiyatrosu da vardır. Ayazma Kilisesi Batı Kapısı’nın 400 m. kadar güneybatısındaki kilise, Ayazma Tepesi üzerinde yer almaktadır. Bu yüzden “Ayazma Kilisesi” olarak adlandırılmaktadır. Ayazma kelimesi, Yunanca “Hagiasma” yani “kutsal su” veya “su olan kutsal alan” anlamına gelmektedir. Roma Çağı’nda nekropol olarak kullanılan Ayazma Tepe, lahit ve anıt mezar kalıntıları ile kaplıdır. Kilise, Ümit Serdaroğlu başkanlığı döneminde gün yüzüne çıkartılmıştır. 2007 yılında kilisede, temizlik ve kazı çalışmalara yeniden başlanmıştır. Kilise, kısmen Roma Çağı anıt mezarının podyom duvarı üzerine inşa edilmiştir. Kilise, uzun bir naostan oluşmaktadır. Naosun uzun kenarlarına, yan mekânlar ilave edilmiştir. Naos’u yan mekânlardan ayıran duvarlar, devşirme taşlarla örülmüştür. Duvarların iyi korunmuş kısımlarları yer yer 1.7 m. yüksekliğindedir. Naosun zemini, Roma Çağı lahitlerinden elde edilmiş levhalarla, Bema’nın zemini ise mermer plakalarla kaplanmıştır. Kilisenin ikinci inşa safhasında, naosun yan duvarları önüne banklar ilave edilmiş. Doğuda naos, bir templon ile bemadan ayrılmıştır. Bemanın zemini, mermer plakalarla kaplanmıştır. Yuvarlak planlı apsise, synthronon eklenmiştir. Mermer plaka ile kaplı kısa ve dar bir geçit; bemayı, naosun ortasında duran ambona bağlamaktadır. Basamaklı ambon, Roma Çağı lahitlerinden yapılmıştır. Yan nefler, ikinci yapı safhasında küçük odalara bölünmüş ve naosa açılan üç kapı ilave edilmiştir. Küçük odalardaki lahitler, bu mekânların mezarlık olarak kullanıldığını göstermektedir. Naosun batı yönüne 25x15 m. ölçülerinde bir narteks eklenmiştir. Narteks güneyindeki dar cephedeki kapı, kilisenin ana girişidir. Zemini ana kaya olan nartekse ölüler gömülmüştür. 2007 yılından beri narteks batı yönündeki alanda, kazı çalışmaları sürdürülmektedir. Kilisedeki bu araştırmalarda, kilisenin batı yönünde ikinci inşa safhasında, birçok küçük mekân ilave edilmiştir. Bunlardan bazılarının zemini, çok itinalı bir şekilde devşirme plakalar ile kaplanmıştır. Muhtemelen bu mekânlara da ölüler defnedilmiştir. Narteks önünde, yan yana dizilmiş dört adet lahit bulunmaktadır. Lahitler, toprak üzerinde olmaları nedeniyle soyulmuştur. Bu yüzden lahitlerin içerisinde, erhangi bir buluntu ve iskelet parçası ele geçmemiştir. Kilisenin güney köşesine, son inşa safhasında, küçük bir şapel eklenmiştir, şapelin zemini mermer kaplıdır. M.S. geç 9. veya 10. yüzyılda inşa edilen kiliseye, daha sonraki yüzyıllarda ilaveler yapıldığı anlaşılmaktadır. Bir kilisenin bütün ögelerine sahip yapı, basit ve gösterişten uzaktır. Çok fazla sayıda devşirme parçalarla inşa edilen yapı, bir mezar kilisesi olarak kullanılmıştır. Batı Kilisesi Agoranın güneyinde, tiyatro ile aynı terastaki kilise, Batı Kilisesi olarak adlandırılmıştır. Kilise, Clarke ve Bacon tarafından açığa çıkartılır. Mozaik deseni ve planı çizilen Batı Kilisesi, kısa bir yazı ile tanıtılır. 1990 yılında yeniden temizlenen kilise üç nefli ve yarım daire formlu apsislidir. Son yapılan kazılarda iki mekânlı narteks bölümü açığa çıkartılmıştır. Narteks ile önündeki odalar, payandalar ile bölünmüştür. Payanda üzerindeki mermer kaplama plakalar in situ olarak korunmuştur. Nartekse girişi sağlayan orta eksendeki kapının eşiği, yerinde durmaktadır. Narteks kapısının tam karşısındaki naosun girişi, daha sonraki bir dönemde duvarla kapatılmıştır. Narteks’in zemini, dörtgen mermer plakalar ve korkuluk levhası ile kaplanmıştır. Korkuluk levhası, baklava dilimi şeklinde kesilip; içlerine değişik renkli mermer parçaları yerleştirilerek, opus sectile görünümü elde edilmiştir. Kilisenin ana mekânı, iki sıra sütunla üç nefe ayrılmıştır. Kuzeydeki nefin zemini taş plaklarla kaplı olup, arkasındaki duvar düzenli bir şeklilde kemerli nişlerle bölünmüştür. Büyük bir olasılıkla bu bölüm, Roma Çağı’na ait olmalıdır. Kuzeydeki yan nefin zemini, naosun zemininden daha yüksektir. Güneydeki yan nef daha dar ve naos zemininden daha da aşağı seviyededir. Eğimli arazide kot farklarını gidermek için, kademeli dolgu yapılmıştır. Farklı seviyedeki mekânların duvarlarında kullanılan büyük taş blokları ve yerde yatan sütun tamburları, hiç şüphesiz Roma Çağı yapılarına aittir. Yan neflerin zemininde yatan sütunlar, mermer ve andezittir. Mermer sütunlardan biri üzerinde, haç bezemesi vardır. Kemer taşlarının büyük bir kısmı, kilisenin içerisinde ele geçmiştir. Kilisenin inşasında, andezit ve mermer devşirme parçalar kullanılmıştır. Dıştan yarım daire şeklindeki apsis duvarı içinde, bir sıra halindeki, düzgün dikdörtgen blok taşlar göze çarpmaktadır. Apsisin iç kısmı, dış kısmın aksine moloz taş ile örülmüştür.Naos ve bemanın zemini, yazıtlı mozaiklerle kaplanmıştır. 1990’lı yıllarda yeniden açığa çıkartılan bemadaki mozaiğin yazıtlı bölümü, tahrip olmuştur. Mozaik; asma, örgü ve volüt motiflerinden oluşan bir kenar bordürü ile çevrilmiştir. Mozaiğin üzeri; farklı büyüklüklerde simetrik dörtgen alanlar, eşkenar dörtgen, çiçek, örgü ve kuşlar ile süslenmiştir. İki satırlık yazıta göre; mozaik, “Alypios” tarafından yaptırılmıştır. Madalyon ve eşkenar dörtgenden oluşan motif, bema ve naos mozaiklerini birbirine bağlamaktadır. Naosun batısındaki ikinci yazıta göre; mozaiği yaptıran, Satarnilos’tur. Naosdaki mozaik, sadece sekizgen madalyonlardan oluşan, şematik bir çizim şeklinde yayımlanmıştır. Üç nefli büyük kilise, mimari özelliklerine göre M.S. 5. veya 6. yüzyılda inşa edilmiş olmalıdır. Gymnasion Yapı, kare planlı geniş bir avlu ve bunu çevreleyen gölgelikten oluşmaktadır. Gençlerin spor müzik edebiyat ve fen bilimlerinde eğitim gördükleri Gymnasionlar M.Ö. 4. yüzyıla kadar şehir dışında ve ormanlık alanlarda yer almaktaydı. Ancak daha sonra kentlerin içerisine inşa edilmeye başlar. Assos Gymnasion’unda ele geçen bir yazıta göre yapı M.Ö. 2. yüzyılda inşa edilmiştir. Öğrencilerin yıkanmaları için gerekli olan su ihtiyacı için avlunun güney kenarına büyük bir sarnıç yapılmıştır. Gymnasion’un kuzey bölümü Bizans Çağı’nda Kiliseye dönüştürülerek zemin mozaik ile kaplanmıştır....